Cihan Harbi’nde Bir Derin Sızı

Cihan Harbi’nde Bir Derin Sızı

Seddülbahir Kalesi’nin sarıya çalan taş duvarları arasında gezinen askerler, sabahın ilk ışıkları ile beraber halen barut kokmamış yeni bir güne başladıkları için şükür ediyordu. Boğaz öylesine sakin, öylesine maviydi ki herkesin içinde yankılanan tek düşünce ne denli güzel olduğuydu. Böylesi bir vatana sahip olmak, uğrunda ölmeyi yeğlemek demekti. Orada bulunan bir tek askerin dahi bundan şüphesi yoktu. Fakat yine de gelecek günün, yaşanacakların pek tabii farkında oluşları onları geri dönülemez, hazin bir son hayalinin pençesine düşürmüştü. O sırada gözetleme kulesinden, orta yaşlarının başındaki, simsiyah bıyıklı, esmer bir asker bağırdı “Gemiler, geliyor! Onlarca, onlarca gemi.” 

Görsel 1

Görsel 1

O feryat dolu nida ile 1914 yılında başlamış olan cihan harbi, sonunda Anadolu’nun bereketli topraklarına da sıçramıştı. İtilaf devletlerinin başını çeken İngiltere ve Fransa karşısında, Osmanlı da Almanya ile harbin gidişatını değiştirecek olaylara tek bir imza ile ortak olmuştu. İmza ardından boğazlara oldukça önem verildi ve büyük ikmal destekleri yapıldı. Bütün cihanın gözünün boğazlarda olduğu herkes tarafından biliniyordu. İşte bu bilgi, 1915 yılının Şubat ayında, gözetleme kulesinden bağıran Türk askeri tarafından tescillenmişti. Kraliyet Donanması zırhlılarından Queen Elizabeth ve Fransız Donanması zırhlısı Bouvet, boğazın sıcak sularında boy göstermiş, Orhaniye ve Kumkale mevkilerimizden ardı arkası kesilmeyen aramalar gelmeye başlamıştı. Herkes nefeslerini tutmuş, verilecek emirleri beklemekteydi. O sırada zırhlılar ve yanlarındaki yüz bir parça gemi yavaşlayıp boğazın girişinde durdu. Kimseden en ufak bir ses çıkmıyordu. İki tarafta da gençler, abiler, babalar vardı. Belki de bunun farkına varmaları onları birkaç dakikalığına sessizliğe bürümüştü fakat bu sessizlik ilk top atışının çığlığa benzer, her şeyden de öte artan sesiyle birlikte bozuldu. Sonrasında onlarca gemi de bu sese katıldı.

Harp öylesine ateş dolu, öylesine kavurucu bir şekilde başlamıştı ki taş üstünde taş kalmıyor, Çanakkale’nin en ücra köylerinde dahi ağır top atışlarının sesleri yankılanıyordu. Elimizde bulunan, yarısından çoğu boş tenekelerden oluşan toplarımızla karşılık ateşi vermeye çalışsak da gökyüzünden ölüm yağıyordu. İşte Çanakkale Harbi böyle başladı. 

Görsel 2

Görsel 2

Savaşın başlamasıyla birlikte, mevzilerimizde ağır zaiyatlar vermeye, acı dolu bağırışları daha çok duymaya başlamıştık. Sıhhiye ekipleri düşen top mermileri arasında koşturuyor, yaralı askerlerimizi sedyelere yatırıp cephenin gerisine, Ağadere’deki hastane çadırlarına götürüyorlardı. Dört ana çadırdan oluşan bu seyyar hastaneler ilk günle birlikte tamamiyle dolmuştu. Doktorlar ve hemşireler mola vermeksizin, görevlerini teslim etmeksizin akşama kadar çalışıyorlardı. Buna rağmen ellerinde olmayan, yardım edemedikleri, vicdanlarının sesini duymazdan gelmek zorunda kaldıkları anlar oluyordu. Bunun sebebi ellerindeki morfinin azlığıydı. Ne yazık ki bütün yaralılara yetecek kadar morfinleri yoktu. Bu yüzden karar alınmış, kurtulma ihtimali düşük olan hastalara morfin enjekte edilmiyordu. Hiç arkası kesilmeyen kanlı sedyeler çadırların önüne getiriliyor, kapıda bekleyen doktor ve hemşireler yaralı askere bakıp karar veriyordu. “Bu yaralının kurtulma ihtimali yok, kaldırın. Kaldırın. Kaldırın…” Böylelikle ağır yaralı bir kenara bırakılıyor, sadece ameliyat ile kurtulma ihtimali olan askerlere morfin veriliyordu.

Görsel 3

Görsel 3

Günler geçti, artık çadırlar dolup taşmış, elde avuçta olmayan morfin daha da azalmıştı. Doktorlar temkinli davranıyor, kimsenin hakkını yemiyordu. Yine savaşın en kızgın günlerinden birinde onlarca yaralı çadırlara taşındı. Kapının önünde askerlere bakılıyor, durumuna göre morfin yapılıp yapılamayacağına karar veriliyordu. Doktorlardan bir tanesi duygularına yenik düşmemek için hiçbir askerin yüzüne bakmıyordu. Sadece yarasına bakıp kararını veriyordu. Sıradaki sedye geldi ve önüne bırakıldı. Doktor askerin yarasına baktı, inleme sesini artık duymuyordu bile. O sırada asker doktorun kolunu tuttu. Hafifçe açabildiği dudaklarından sessiz bir kelime döküldü: “Baba.” Etraftaki herkes şaşkınlık içinde çadırın önündeki baba ve oğluna bakıyordu. Doktor elindeki morfini bir kenara bıraktı ve sedyecilere seslendi: “Bu yaralıyı gölge bir yere kaldırın.” 

Bütün askerler ve sağlıkçılar donakaldı. Her ne kadar savaşının buhranından dolayı duygular rafa kaldırılsa da herkes bu duruma şaşırmıştı. Sedyeciler sessizce yaralı askeri kaldırdı. 

Doktor, birkaç saat sonra bir diğer meslektaşına görevini teslim edip çadırın dışına kaldırılmış askerler arasında koşturmaya başladı. Hiçbir yerde oğlunu bulamıyordu, ta ki uzaktaki ince dallı elma ağacın gölgesine bakana kadar. Sedyeciler oğlunu ağacın gölgesine bırakmıştı. Doktor gitti ve şehit olmuş oğlunun başında sessizce ağladı. “Senin hakkın değildi oğlum, senin hakkın değildi.” ¹

Tarihçe

Morfinin tarihçesi 19 yüzyıla dayanıyor. F.Hoffman, 1853 tarihinde aspirini bularak morfinin temellerini atmış oldu. Ayrıca 1893 bilindik ilaç firması olan Bayer, Hoffman’ın üretmiş olduğu aspirini dünyaya yayarak ilacın gelişiminde oldukça büyük rol oynadı. Nonopioid analijelikler olarak adlandırılan bu ağrı kesiciler  aspirin sayesinde çoğalıp yayılmıştır. ²

Morfin ve benzeri ağrı kesicilerin genel adlandırılmasında dahi ilk örneği olan aspirinden örnekler görüyoruz. Morfin ve yakın benzerlik gösteren diğer analjezikler genel hatlarıyla aynı başlık altına toplanmış ve “nonopioid analjezikler” olarak adlandırılıyor.

Ayrıca üç farklı maddenin – analjezik, antipiretik, antiinflamatuar- miktarlarına kıyasla değişen droglaraspirine benzer droglar” ve “steroid olmayan antiinflamatuar droglar” olarak da adlandırılır. ² ³

(Drog: İlaç yapımında kullanılan bütün hammaddeler.) ⁴

Etki Alanları

Antiinflamatuar droglar, orta şiddetteki ağrılarda, ateşte, romatizma sonucu ortaya çıkmış ateşte, romatoid artritte ve ayrıca kronik ağrılarda ve kanser ağrısında da kullanılır. Antiinflamatuar droglar, bu tarz hastalıkların semptomatik tedavisine uygundur. Ayrıca bilinen bir diğer bilgi ise bu tedavi sınırlarının periferik ve merkezi etkileri de kapsamasıdır. İlk kullanım dönemlerinde antiinflamatuarların etki alanının yalnızca periferik olduğu kabul edilse de sonradan edinilen bilgiler ışığında merkezi mekanizmalar üzerinde de oldukça etkili olduğuna kanaat getirilmiştir. ⁵

Deneysellik

Bundan yirmi beş sene kadar önce Sir John Vane aspirin ve aynı zamanda antiinflamatuar drogların, antipiretik ve antiinflamatuar sonuçlarının prostanoid maddesinin sentezlenmesinde rol oynayan siklooksijenaz (COX) enzimini– COX yani siklooksijenaz, prostaglandinlerin temel maddesidir. Ayrıca COX inhibisyonu (NSAİİ)lerin prime mekanizmasıdır.) ⁶ enzime ederek oluştuğunu açıklamıştır. Bu açıklamanın ardından yapılan birçok klinik tarafından test edilse de hala kesin olarak kabul edilmemektedir. Bunun sebebi halen bazı olumsuz bulgulara sahip olmasıdır. Örnek olarak; COX’i inhibe eden antiinflamatuar özelliğinin olmaması ve güçlü antiinflamatuarla analjezik etkinin oldukça zayıflığı. ⁷

Kimyasal Özellik

Morfin (C17H19O3N); afyondan çözelti olarak elde edilir. Ardından buharlaşma ile birlikte kalsiyum klorür (CaCl2) çözeltisi ile birlikte yeniden kristalleri elde edilir. Bu işlem sonucundan morfin kristalleri elde ederiz. Bu kristaller renksiz ve kokusuzdur. Morfin su molekülleri ile iğnemsi kristaller yapar. Molekül suyunu ise 120 derecede kaybeder. İki hidroksil gruba sahiptir. Bunlardan biri fenolik diğeri alkol grubudur. ⁸

Görsel 4

Görsel 4

Bugün 18 Mart Çanakkale Zaferi ve Şehitleri Anma Günü. Şu an kendi topraklarımızda özgürce yaşabiliyorsak, yarına hala umudumuz varsa, ben bilimsel araştırmalar yapıp sizinle paylaşabiliyorsam yıllar evvel kendini vatan uğruna feda edenlerin sayesinde. Oğlu ölüm döşeğindeyken hakkı olmadığı için ağrı kesici vermeyen, tek ricası gölge bir yer olan doktorumuzun içindeki vatan sevgisine minnet ederiz. Başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere vatan uğruna bütün cephelerde savaşan tüm şehitlerimizin ve gazilerimizin ruhları şad olsun.

Kaynaklar:

1- Akın, S. 2019. Sayfa62. Aslanlı Yol. İstanbul: Karakarga Yayınevi. 

2- Erdine, S. 2007. Sayfa44. Ağrı ve Analjezikler. İstanbul: Türk Eczacıları Birliği Yayınları.

3- Erdine, S. 2007. Sayfa52-54. Ağrı ve Analjezikler. İstanbul: Türk Eczacıları Birliği Yayınları.

4-Demirci F., Demirci B., Öztürk N., Öztürk Y., Genç L., Yazan Y., Tıbbi ve Aromatik Bitkilerin Kullanım Alanları ve Etiği’, TC. Anadolu Üniversitesi Yayını No: 2098, 2010, Eskişehir.

5- Kayaalp, S.O.:Rasyonel Tedavi Yönünden Tibbi Farmakoloji.s. 1884, Cilt:2. Feryal Matbaası, Ankara, 1988. 

6- Cox-Doç., Dept. of Pharmacology, Gülhane Military Medical Academy Faculty of Medicine, Ankara, TURKEY

7- Way, WL., Way, L: Opioid analgesics and antogonist. p.368. Basıc and clinicol pharmacolagy.Katzung, B.G.Appleton Lange, San Francisco, 1989.

8- Önmez, H., 2007. Papaver somniferum Bitkisinden Elde Edilen Alkaloitlerin Ekstraksiyonunda Kullanılan Çözücü ve Metodların Karşılaştırılması. Basılmamış Yüksek Lisans Tezi. Selçuk Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, Kimya Anabilim Dalı, Konya

Görsel Kaynaklar:

  1. Kültür ve Turizm Bakanlığı Resmi Arşivi.
  2. Kültür ve Turizm Bakanlığı Resmi Arşivi.
  3. Kültür ve Turizm Bakanlığı Resmi Arşivi.
  4. Kültür ve Turizm Bakanlığı Resmi Arşivi.

 

Yorumlar: 5

  1. Melisa dedi ki:

    Yine guzel bir yazı,yine sen…Tesekkur ederiz bizlere sunduğun için.

  2. Esma Zehra SAĞLAM dedi ki:

    Muhteşem bir zaferi, muhteşem bir yazarın kaleminden bilimsellikleriyle birlikte okumak gerçekten çok güzeldi. Kaleminize sağlık efendim.

  3. Gizem dedi ki:

    Muhteşem bir gün ve en anlamlı şekilde anlatılışı….. Eline sağlık çok güzel olmuş.

  4. Hatice dedi ki:

    Böyle önemli bir günü böyle bir yazıyla bize sunduğun için teşekkür ederiz. Kalemine sağlık.

  5. Umut dedi ki:

    Çok güzel olmuş

Yorumunuzu ekleyin